Skip to main content

RESİM 1: Tarih 2015 2016 ÖLÇÜ 1.4 CM 59 CM TUVAL ÜZERİNE YAGLI BOYA YARIM ADANIN HİKAYESİ

           İstanbul'un muhteşem manzarasında bir buhar yolculuğu. Vapurun içinde tam burada dursam. Manzarayı çizsem gün boyu. Özenle bu resim şimdi kimindir? Bir “ah” bıraksam tam şuraya, söyle alır mısın Ayasofya? Seni çizmezsem dar gelirdi bu şehir bana. Bir duvarında Meryem'in yüzeyinde, sımsıcak ve nezaket dolu. İnsanı korkutan ve utandıran güzel şeylerden kaçıp sığındığım bu mabette, bir nefeslik huzur bana.

RESİM 2: Tarih 2016 109CM 96CM TUVAL ÜZERİNE YAGLI BOYA MAVİ MELODİ    

       Kulak ver mavinin melodisi nasıl uzaklara yönlendiriliyor. Süzüle süzüle uçan bir kuş Boğaz'ın serininde bir an olsun dinlense, konsa bir çatıya da konuşuverse. Ortaköy'de zaman nasıl geçer? Bir yandan yürüyüp bir yandan kumpir yiyen insanlar, neşeli ve özlem dolu gözlerle bakarlar etrafa. Sinagogtan ayin, kiliseden çan, camiden ezan sesi gelir. Manzaraya bakan önünde, huzurla dualar devam ediyor. Yaptığı ibadet sanki denize yolculuktur.

RESİM 3: Tarih 2017

84 ÇAPINDA TUVAL ÜZERİNE YAĞLI BOYA           GALATADADAKİ UMUT

         Bir çift kanat alsam Gazanfer’den, uçsam sana. Şu kalabalıklardan, şu ses, şu umarsız bakışlardan, şu mazinin yükünden, şu ürkek kalbimi al kurtar desem İstanbul! Şu sana uzanan korkak ellerimi tut. Bu binaları atla, bunu da. Bu toprağa bas, buraya da. İstanbul’a ayaklarım değdiyse eğer suç benim mi? Palette yoğurduğum boya bile can atıyor bak, fırça rengini bulup çabucak seni çizmek telaşında. Sade adım adım dolaşmak değil, suyunda yüzmek değil, en ücrada buldukları hatıralarda değil, tiyatroda değil, gramofon sesleri arasında yokuş yukarı kan ter içinde çıkılan tepelerinde değil, köşe başlarında göz göze geldiğimiz serseri bakışlı meczupların ta ciğerlerine çektikleri sigara dumanında değil, sadece sen olduğun için İstanbul, ne çizsem, ne söylesem kifayetsiz kalır…

RESİM 4  2017  1,40 CM 90 CM TUVAL ÜZERİNE  BALATIN DÜŞLERİ

        Anılar topluyorum antikacılardan, çocukluğumun oyuncakları, en güzeli henüz müzayedeye çıkarılmadı. Sokak sokak aradığımız mutluluk gibi, iki ev arasına gerilmiş iplere asılı çamaşırlar altından geçerken bazen, gülümsemeye değer bulduğumuz her detay gibi önemsediğimiz bu otantik yer…

Kapısı kilitli ahşap evlerin çatıları üzerinde görebildiğimiz martılara imrenmemek için sırf, merdivenli yokuşların ucundan baktığımız o güzel Haliç, konuşabilse eğer anlatırdı büyülü şehrin sırlarını...

Fırçamın ucundan aşk kırmızısı bir katedral düşürdüm tuvalime, Katina’nın elleri gibi sımsıcak olsun istedim, özlemle çizdim. Sırf terk etmesin beni bu aşk diye açılan nice fallar gibi ümitle, sevgi sözcükleriyle şarkılar yazdım.